Sorularınız için lütfen iletişime geçin.

En yakın arkadaşınız, psikoloğunuz değildir.

Bir çoğumuz, kendimizi kötü hissettiğimizde bir yakınımıza ulaşmak, ona açılmak isteriz.  Bu kişi bizi dinlesin, akıl versin diye ümit ederiz. Ancak bu psikoterapinin yerine geçmez. Arkadaş ile psikolog arasındaki en büyük fark ne diye düşünecek olursak, aklımıza ilk gelen “psikolog ile konuşmak parayla” cümlesi olabilir, ama aslında temel fark bu değil.

Psikoterapide, kişi iyi hissetmeye başlamadan önce çoğu zaman daha kötü hissedebilir kendini. Konuşmaktan kaçındığı, bir türlü yüzleşemediği konular, çatışmalar, su yüzüneçıkabilir (Bunlar, en yakın arkadaşımıza bile anlatmaktan çekindiğimiz konular olabilir.). Bazen kişi randevularına gitmek bile istemeyebilir, tıpkı spora ya da dişçiye giderken yaşanan ikilem gibi.  O anda gitmek istemeyiz, ancak düzenli olarak devam ettiğimizde, uzun vadede kendimizi daha iyi hissetmemiz kaçınılmazdır. Psikoterapide de benzer bir süreç yaşanabiliyor ve bu tedavinin önemli bir aşaması olarak görülüyor. Bu yüzden psikoterapi, en yakın arkadaşımızla konuşmaktan, dertleşmekten farklıdır.

Diğer bir fark ise, psikologlar dinleme sanatında ustalaşmış profesyonellerdir.  Amerikalı psikolog Deborah Serani meslektaşlarını  “Olimpik madalyalı dinleyiciler” olarak tanımlıyor. Bir psikolog, arkadaşınızdan farklı olarak, sizi aktif bir şekilde dinlerken aynı zamanda teori ve tekniği kullanarak gözlemleri ile birleştirir, tanımlar ve analiz eder. Bu yüzden, bu sıradan bir dinlemeden çok farklıdır. Çoğu zaman arkadaşımız onunla konuşurken, rahatlamamız ve kendimizi iyi hissetmemiz için duymak istediğimiz şeyi söyleyebilir, bizi veya içinde bulunduğumuz durumu objektif olarak değerlendiremeyebilir.

Leave a Reply